Sohbet Kültürümüz

Sohbet kültürümüz… Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlara dek sohbetler şifahî kültürümüzün temelini oluşturmuştur. Sohbetin tarihimizde çok önemli yeri bulunmakta ve bu sohbetler toplumun katmanları arasındaki bilgi aktarımında en önemli aracılar olarak görevlerini ifa etmektedir. Sohbet kültürümüz incelendiğinde, bu incelemeye paralel olarak gelişmiş bir toplum olduğumuzu söylesek yanlış bir kanı ortaya atmış sayılmayız.

 Sohbet kültürümüz ve Şifahi kültürün temeli…

Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlara dek sohbetler şifahî kültürün temelini oluşturur ve bu durumun en olumsuz yönü maalesef kayda alınmamasıdır. Bu konuda fikir yürüten ehil kişilerin kayda alınması halinde günümüz dünyasının bambaşka bir hal alacağı bilmemiz gereken kaçınılmaz gerçeklerdendir. Yüzyıllar boyunca ciddi bir disiplin içinde süre gelen sohbetlerin birçok kavramı dilimize, mertebeleri de hiyerarşilere katkı sağladığını, bunlardan akla ilk gelenin “kulak mollalığı” olduğunu biliyoruz. Kulak mollalığının çok derin ve dolu bir kavram olduğunu vurgulamak önem arz ediyor. Bu tabir sonraları ‘meşşaiyyun’ olarak kendini isimlendirmiş ve kayda geçmiştir. Söz söylemede ustalaşmış insanların bilgili ve yüksek kadir sahiplerinin birikiminden yolda yürürken yaptıkları sohbetlerden ve hallerinden bir şeyler almak anlamına gelir. Sohbet geleneğinin çıkış noktasının neresi olduğunu sorusu ise aslında artık biliniyor demek mümkündür.

Sohbet kültürümüz ve kaynağı

İslam öncesi dönemlerde tabip ve sohbet insanları arasındaki bağlantılar tarihi kaynaklarda açıkça gözlemlenmektedir. İslam’dan sonra ki dönemde ise Ashab-ı Suffa’dan kaynaklanarak, türeyerek, çoğalarak günümüze ulaştığına şahitlik etmekteyiz. Ashab-ı Suffa’da o günün şartlarında çok önemli zatlar ve devrin şöhretleri vardı. Peygamber Efendimizden işittikleri hadisleri, günü gününe aktarıyor, yorumluyor ve değerlendiriyorlardı. Bir ilim ve kültür meclisiydi diyebiliriz. Zaman içinde çeşitli sohbet meclisleri ile geleneksel halk edebiyatı ve Dede Korkut Hikâyeleri’nin anlatıcısı, sohbet piri sayılmıştır. Bu eserler sohbet kültürünün ana ve genel özelliklerini taşımaktadır. Zamanla bu sohbet kültürünün büyüdüğü meclislere musiki de dahil olmuştur. Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Elif ile Mahmut ve Ferhat ile Şirin gibi hikâyelerde sohbetlerden sohbetlere uzanarak günümüze intikal etmiştir. Dinî olanlardan ise Kesikbaş Hikâyeleri, Hz. Hamza ve Hz. Ali’nin cenkleri anlatıla gelmiştir.

Sohbet kültürümüz ve padişahların sohbet arkadaşları        

Bu şekilde derinliği olan sohbet meclislerine “meclis-i ünsa” adı verilmektedir. Bu tabir dilimizde yaklaşık olarak “dostlar meclisi” anlamına gelmektedir. Bu sohbet meclislerinde anlatılanlar uzun zamanların ardından kayda geçilirdi. Bu sohbet meclislerinde sadece sohbet edilmezdi. Adap, edep kurallarının yanında eşyayı kullanma biçimi öğretilir, öğrenilirdi. Saygı ve sevgi ile kardeşlik duygusu aşılanırdı. Ayrıca “Baciyan-ı Rum” ile “Abdala-i Rum” gibi sohbet meclislerini anmadan geçmak saygısızlık olacaktır. Tasavvufun kurumsallaşması ve tasavvuf sohbetlerinin yaygınlaşmasında bu sohbet meclislerinin etkisi çok ama çok fazla olmuştur.

O dönemler her hükümdarın ve padişahın bir sohbet arkadaşı bulunmaktaydı. Bugün din felsefesi bir bilim dalı olarak yeni kabul görmüşken “İhvan-ı Safa” meclisleri bu tartışmaların ilklerine sahne olmuştur. 16. yüzyılda bugünkilerin çok ilerisinde tartışmalar yaşanmıştır. Kelâm bilginlerinin bu tartışmalarından bazıları yazılı kaynaklara geçerek bugüne taşınmıştır. Medreselerde hocalar yetişmiş talebeleriyle özel tartışma meclisleri oluşturmuşlardır. Kültürümüzde tartışma olmadığını söyleyenler yanılırlar. Edep çerçevesinde birçok tartışmaya sahne olmuştur sohbetler… Padişahların hemen hemen hepsinin ‘müsahip hocası’ bulunmaktaydı. Bu sıfat bugünkü danışmanlık makamına tekabül etmektedir. Müsahibin karşılığı ‘arkadaş’ ve ‘yoldaş’tır. Hz. Mevlâna’nın musahibi Hz. Şems’ti. Sinan Paşa, Molla Hüsrev, Akşemseddin gibi büyükler de padişahların müsahibi konumundaydılar. Kanuni’nin musahibi Ebu Suud, Yavuz Sultan Selim’in ise Zembilli Ali Efendi ile baba, oğul ve torun olan Hafız Mehmed Efendi, Hasan Can ve Hoca Saadettin Efendi’ydi. Cürcani de Timur’un musahibi olup 13. yüzyılda Moğol Saldırılıları’nı kayda geçen önemli bir isimdi.

 

 

SHARE OR SAVE THIS POST FOR LATER USAGE

Leave a Reply