Sohbet ile Makale Arasındaki Farklar

Sohbet ile makale arasındaki farklar konusunu merak mı ediyorsunuz? Peki sohbet ve makalenin gerçekte ne olduğunu, neyi ifade ettiğini biliyor musunuz? Bilmeme olasılığının daha fazla olduğunu düşündüğümüz için öncelikli olarak makale hakkında sohbet hakkında bildiklerimizi aktarmak istiyoruz. Gelin, sohbet ile makale arasındaki farklar başlıklarını hep beraber inceleyelim

Sohbet ile makale arasındaki farklar konusunda değinmeden önce makalenin genel özelliklerini ifade etmek konuyu daha rahat detaylandırmamızda faydalı olacaktır.

  • Makalede asıl temel unsur düşünce yani “fikir”dir.
  • Yazar, herhangi bir konuda üzerine görüşlerini, fikirlerini, belli kanıtlar, belgeler, inandırıcı veriler kullanarak anlatmaya çalışır. Bu anlatım biçimiyle okuyucularını bilgilendirmeyi amaçlar.
  • Makalenin asıl amacı ise ; açıklama, eleştiri yapma, tanıtım ya da her hangi bir konuda bilgilendirme de olabilir. Fakat genel anlamda daha çok eleştirel tutum makalelerde ön planda tutulur.
  • Makaleler, kaleme alınmalarının ve yayınlanmalarının ardından bir araya getirilerek makale kitapları şeklinde yayımlanabilir.
  • Makalelerde açık,  herkes tarafından anlaşılır, ciddi ve net bir dil kullanılır.
  • Makaleler tüm kesimler için anlam taşıyan öğretici yazılardır. Bu nedenle makale yazarları tutarlı, tamamen tarafsız ve bilimsel bir üslûp kullanır.

Peki Sohbet nedir? Ne gibi kriterleri bulunmaktadır?

  • Sohbet türlü yazılar yazarın aktüaliteye bağlı düşüncelerini okuyucu ile karşı karşıyaymış gibi bir üslupla yazdığı yazı türleridir.
  • Sohbet yazıları hemen hemen her konuda kaleme alınabilinir.
  • Cümleler çok üzerine düşülmeden günlük konuşmada olduğu şekli ve kuruluşu ile yer alır.
  • Nükteli sözlere ve atasözlerine yani daha doğru bir tabirle darb-ı mesellere çok sık yer verilir.
  • Sohbet yazılarının okuyucuyu sıkmayacak uzunlukta olması genel olarak en çok üzerinde durulan bir niteliktir. Sohbet yazıları gazete ve dergilerde yayımlanır.

Sohbet ile makale arasındaki farklar

* Sohbet ve makale her konuda yazılabilinir. Fakat sohbet daha çok günlük olaylarla ilgili olarak kaleme alınır ve yayımlanır.

* Makalede sınırsız olarak her türlü üslup kullanılabilir. Sohbette ise genel üslup karşında biri varmış ve onunla konuşuyormuş gibi hareket etmeyi gerektirir.

* Makalelerde  ele alınan konular sohbete göre daha derinlemesine incelenir ve mutlaka açıklanır. Sohbet içinde ele alınan konular ise günlük, sade ve basit kalmaktadır.

* Makalelerde ele alınan konunun detaylandırılması, hatta ve hatta gerekli görülüyorsa ispatlanması ya da konuyla alakalı örneklere yer verilmesi yaygın bir davranıştır. Ancak sohbet bin önceli maddede belirttiğimiz üzere basittir ve bir şeyi kanıtlama amacı içinde değildir. Zaten buna ihtiyaçta yoktur. Çünkü sohbet iddialara yer vermez.

* Makaleler genellikle makale uzmanları tarafından kaleme alınır ve makalelerde kullanılan dil genel olarak ilim dilidir. Sohbet ise yalın bir dille yazılır, karşılıklı konuşma şeklinde diyaloglara yer verilir. Yani bildiğimiz ikili sohbetlerde olduğu gibi. Bunu sadece yazılı olarak düşünebilirsiniz.

Sohbet ile makale arasındaki farkla bu şekilde sıralanabilmektedir.

 

SHARE OR SAVE THIS POST FOR LATER USAGE

Sohbet Kültürümüz

Sohbet kültürümüz… Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlara dek sohbetler şifahî kültürümüzün temelini oluşturmuştur. Sohbetin tarihimizde çok önemli yeri bulunmakta ve bu sohbetler toplumun katmanları arasındaki bilgi aktarımında en önemli aracılar olarak görevlerini ifa etmektedir. Sohbet kültürümüz incelendiğinde, bu incelemeye paralel olarak gelişmiş bir toplum olduğumuzu söylesek yanlış bir kanı ortaya atmış sayılmayız.

 Sohbet kültürümüz ve Şifahi kültürün temeli…

Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlara dek sohbetler şifahî kültürün temelini oluşturur ve bu durumun en olumsuz yönü maalesef kayda alınmamasıdır. Bu konuda fikir yürüten ehil kişilerin kayda alınması halinde günümüz dünyasının bambaşka bir hal alacağı bilmemiz gereken kaçınılmaz gerçeklerdendir. Yüzyıllar boyunca ciddi bir disiplin içinde süre gelen sohbetlerin birçok kavramı dilimize, mertebeleri de hiyerarşilere katkı sağladığını, bunlardan akla ilk gelenin “kulak mollalığı” olduğunu biliyoruz. Kulak mollalığının çok derin ve dolu bir kavram olduğunu vurgulamak önem arz ediyor. Bu tabir sonraları ‘meşşaiyyun’ olarak kendini isimlendirmiş ve kayda geçmiştir. Söz söylemede ustalaşmış insanların bilgili ve yüksek kadir sahiplerinin birikiminden yolda yürürken yaptıkları sohbetlerden ve hallerinden bir şeyler almak anlamına gelir. Sohbet geleneğinin çıkış noktasının neresi olduğunu sorusu ise aslında artık biliniyor demek mümkündür.

Sohbet kültürümüz ve kaynağı

İslam öncesi dönemlerde tabip ve sohbet insanları arasındaki bağlantılar tarihi kaynaklarda açıkça gözlemlenmektedir. İslam’dan sonra ki dönemde ise Ashab-ı Suffa’dan kaynaklanarak, türeyerek, çoğalarak günümüze ulaştığına şahitlik etmekteyiz. Ashab-ı Suffa’da o günün şartlarında çok önemli zatlar ve devrin şöhretleri vardı. Peygamber Efendimizden işittikleri hadisleri, günü gününe aktarıyor, yorumluyor ve değerlendiriyorlardı. Bir ilim ve kültür meclisiydi diyebiliriz. Zaman içinde çeşitli sohbet meclisleri ile geleneksel halk edebiyatı ve Dede Korkut Hikâyeleri’nin anlatıcısı, sohbet piri sayılmıştır. Bu eserler sohbet kültürünün ana ve genel özelliklerini taşımaktadır. Zamanla bu sohbet kültürünün büyüdüğü meclislere musiki de dahil olmuştur. Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Elif ile Mahmut ve Ferhat ile Şirin gibi hikâyelerde sohbetlerden sohbetlere uzanarak günümüze intikal etmiştir. Dinî olanlardan ise Kesikbaş Hikâyeleri, Hz. Hamza ve Hz. Ali’nin cenkleri anlatıla gelmiştir.

Sohbet kültürümüz ve padişahların sohbet arkadaşları        

Bu şekilde derinliği olan sohbet meclislerine “meclis-i ünsa” adı verilmektedir. Bu tabir dilimizde yaklaşık olarak “dostlar meclisi” anlamına gelmektedir. Bu sohbet meclislerinde anlatılanlar uzun zamanların ardından kayda geçilirdi. Bu sohbet meclislerinde sadece sohbet edilmezdi. Adap, edep kurallarının yanında eşyayı kullanma biçimi öğretilir, öğrenilirdi. Saygı ve sevgi ile kardeşlik duygusu aşılanırdı. Ayrıca “Baciyan-ı Rum” ile “Abdala-i Rum” gibi sohbet meclislerini anmadan geçmak saygısızlık olacaktır. Tasavvufun kurumsallaşması ve tasavvuf sohbetlerinin yaygınlaşmasında bu sohbet meclislerinin etkisi çok ama çok fazla olmuştur.

O dönemler her hükümdarın ve padişahın bir sohbet arkadaşı bulunmaktaydı. Bugün din felsefesi bir bilim dalı olarak yeni kabul görmüşken “İhvan-ı Safa” meclisleri bu tartışmaların ilklerine sahne olmuştur. 16. yüzyılda bugünkilerin çok ilerisinde tartışmalar yaşanmıştır. Kelâm bilginlerinin bu tartışmalarından bazıları yazılı kaynaklara geçerek bugüne taşınmıştır. Medreselerde hocalar yetişmiş talebeleriyle özel tartışma meclisleri oluşturmuşlardır. Kültürümüzde tartışma olmadığını söyleyenler yanılırlar. Edep çerçevesinde birçok tartışmaya sahne olmuştur sohbetler… Padişahların hemen hemen hepsinin ‘müsahip hocası’ bulunmaktaydı. Bu sıfat bugünkü danışmanlık makamına tekabül etmektedir. Müsahibin karşılığı ‘arkadaş’ ve ‘yoldaş’tır. Hz. Mevlâna’nın musahibi Hz. Şems’ti. Sinan Paşa, Molla Hüsrev, Akşemseddin gibi büyükler de padişahların müsahibi konumundaydılar. Kanuni’nin musahibi Ebu Suud, Yavuz Sultan Selim’in ise Zembilli Ali Efendi ile baba, oğul ve torun olan Hafız Mehmed Efendi, Hasan Can ve Hoca Saadettin Efendi’ydi. Cürcani de Timur’un musahibi olup 13. yüzyılda Moğol Saldırılıları’nı kayda geçen önemli bir isimdi.

 

 

SHARE OR SAVE THIS POST FOR LATER USAGE